TASARIM DÜŞÜNCESİ VE DARWİNİN İKİLEMİ

•Ağustos 10, 2008 • 12 Yorumlar

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu makalemizden sonra önemli bazı çeviri makaleleri vereceğiz. Özelikle kozmolojik tasarım delilleri ve tasarım çıkarımını nesnel olarak nasıl yapılabileceğine dair bazı önemli yazılar arka arkaya yayınlanacak. Bu sebeple bu makalenin daha önceki makalelerin genel bir özeti olmasına çalıştım. Darwinizm ile alakalı itirazlarımızın temelde nelere dayandığı ve tasarım çıkarımının yapılırken nelerin dikkate alındığı hakkında kısa ve öz bilgilendirmeler olmasına gayret ettim. Umarım takip edecek olan makalelerin anlaşılmasında bir kolaylık ve Akıllı Tasarım düşüncesi hakkında daha bilgilendirici bir metin sunmayı başarabilmişimdir.

Akıllı tasarım tarihte resmi olarak diyebileceğimiz ilk çıkışını ünlü İngiliz doğa bilimci ve teolog William Paley‘in kitaplarıyla yapmıştır.Darwin’ide öğrenciliği sırasında derinden etkileyen bu yapıtların özetini vermemiz gerekirse Paley şöyle demektedir;

” Bir çalılıktan karşıya geçerken, ayağımı bir taşa doğru attığımı farz edelim. Bana, nasıl olup ta o taşın oraya geldiği ya da orada bulunduğu sorulsaydı, bildiğim her şeyin dışında, muhtemelen bir şekilde önceden beri orada olduğunu söylerdim…

Ancak, yerde bir saat bulduğumu farz etseydik bu durumda o saatin nasıl olup ta orada olduğunu sorgular ve neticede daha önceki cevabımı veremezdim. Aksine, saatin parçalarının birbirleriyle olan uyumu ve bir sistemi oluşturacak şekilde bir araya gelmiş olmaları bize belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir amaç için bir ya da birden fazla sanatkârın saati tasarlayıp yapmış olduklarını düşündürürdü.”

Akıllı Tasarım belki de en genel açıklamasıyla evrende gördüğümüz her şeyin ve elbette yeryüzündeki canlılığın kökeninin en iyi şekilde, bilinçli ya da Türkçemize geçen tanımıyla akıllı bir tasarlayıcının varlığı ile açıklanabileceğini savunmaktadır.

Okumaya devam edin ‘TASARIM DÜŞÜNCESİ VE DARWİNİN İKİLEMİ’

HÜCRE İÇERSİNDEKİ MAKİNELER…

•Temmuz 5, 2008 • 10 Yorumlar

Bir Darwin Mitinin daha ölümü…

•Haziran 7, 2008 • 22 Yorumlar

Mustafa Ajlan ABUDAK

Ülkemizin güzide basınındaki pozitivist imanı bilmeyen yoktur. Pozitivist materyalizm ” ciddi basınımız ” için çağdaşlığın ve bilimselliğin olmazsa olmazıdır. Bilimselliğe herhalde aklı sağlıklı çalışan kimsenin itirazı olamaz ama bilimsellik maskeli toplum mühendisliğine pekala itiraz olabilir. Basınımız kopyala yapıştır aydınlanma hareketine yardımcı olmak için uzun yıllardır, insan ve yakın akrabası maymunların birbirine ”ne kadar olağanüstü bir şekilde benzediğine dair haberler yapagelmiştir. Bunlar aslında temelde yada daha doğru ifadeyle görünürde doğrudur yada doğru gözükmektedir. Tüm primatlar birbirleriyle yakın akrabadır. Tıpkı tüm canlıların aynı ortamı (dünya) paylaşmaktan kaynaklanan benzerlikleri olduğu gibi uzak ve yakın akrabalarımızla yaşamaktayız. Hatta biz en acımasız akrabalarıyız…

Bu makalede 30 yıl önce bulunan bir verinin hala bir ”bilimsel kanıt” olarak materyalist söylemi desteklediği iddiasını ne derece doğruladığını birlikte inceleyeceğiz. Bilimsel kanıtlar genelde genel geçerlilik taşır. Elbette pragmatik fayda oluştuğu durumlarda genelde  tüm toplumlarca da kabul görürler. Darwinin kuramının bu şekilde bize kazandırdığı inkar edilmez bir çok faydanın yanında maalesef Avrupanın tarihsel sorunlarından kaynaklanan birde ideolojik yan etkileri vardır. Bu yan etkiler batıyı örnek alarak modernleşmeye çalışan bizim gibi geleneksel toplumlarda da bu sorunların yapay şekilde toplumsal yapıya transferi ile kendini ortaya koyar.

Bunun ülkemizde ve dünyada niçin yapıldığıda  ortada olan bir durumdur. Belirli bir siyasi ve felsefi arka planın rüştünün ispatı için kullanılan bu tür yazılar bilim eklerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Böylelikle siyasi düşünceye bilimsel bir kişilik, sağlam bir temel kazandırıldığı düşünülür. Bilim yine maalesef amacı dışında kullanılır ve bir siyasi propaganda malzemesi konumuna düşer. Bir bilim adamı yada bilim adamlar topluluğu  bir gerçeği kendilerince somutlaştırıp inanıyor  yada inanmıyor diye  tüm toplumunda bu pratiğe ve yahut düşünceye uyması ve tartışmasız şekilde buna katılıp uygulamasını düşünmek insanı insan yapan en önemli etkinlik olan kültürleşmeyi oldukça hafife almak anlamına gelecektir. Ayrıca Carl Popper’ın ampirik bilimsel metod üzerine getirdiği eleştirilerden sonra bu tip bir söylemin bilim tarafından da ciddiye alınabileceğini sanmıyorum.

Son bulgular göstermektedir ki, yapısal benzerlikten öte bu olağanüstü değişimlerin kaynağı gen düzenlemesi ve duplikasyonlarıdır. Birkaç küçük değişiklik,  büyük sonuçlara neden olabilmektedir. Bu kısıtlı marangozluk aletlerinden IKEA ‘nın kataloglarındaki tüm işlevsel mobilyaların yapılmasına bezetilebilinir. Bunların bu denli olumlu sonuç verecek şekilde insan için gerçekleşmesi ve diğer primatlarda gözlemlenmemesi evrimin yönlendirilmiş bir içeriğe sahip olduğu yönündeki görüşü desteklemektedir. Sorunsalımızın kaynağında aslında bir nüans farkıdır. İnsanın evrimde nasıl olupta bu denli özel bir sonuça ulaştığında yatmaktadır. Kimileri için bu sonuç tamamıyla şansın kutlu bir sonucu olabilir, kimimiz içinse evrimin yönlendirilerek ortaya çıkardığı harkulade bir sonuçtur.

İnsanla şempanzenin ayrımını oluşturan fark benzerliklerden değil genlerin düzenlenmesi ve kodlanmasındaki farklardan meydana geliyor. Ve bunlardan çok önemli olanların bazıları (karaciğerdeki dokularda olduğu gibi) sadece insana özgü ve diğer primatlarda yok…

Açıklamlarımızdan sonra, şimdi Türk medyasında bu salt materyalist Darwinci pozitivist yorum medyamız ve diğer yayın organlarınca topluma nasıl aksetiriliyora gelelim. Birkaç örnek yetecektir.Birde bu tip haberler dikkatli okurların sürekli karşılaşabilecekleri ”flaş” haberlerdir.  Geçmişi 30 yıl öncesine dayanan ve salt formal benzerlik üzerinden yola çıkarak yorumlanan ve topluma sunulan araştırma sonuçları ile ülkemizde topluma nasıl bir perspektif(le) sunulmak istenmiş, hep beraber görelim;

Dinazorların Sessiz Gecesi

Bu yazıdan küçük bir alıntı;

” Yani İnsan ve Maymun genleri yüzde 98,4 oranında aynı…”

Yani Darwin Teorisi. Yani, İnsanın maymundan türemiş olduğunun biyolojik kanıtı. Yani, Darwin’e karşı çıkan her türlü hurafe artık yerle bir…”

Okumaya devam edin ‘Bir Darwin Mitinin daha ölümü…’

PROTEİNLER VE EVRİM: BİR İLERLEME RAPORU

•Mayıs 18, 2008 • Yorum yapılmamış

Mike GENE

Proteinler ve onların evrimi başarılı kılmalarını sağlayan rollerine odaklanan son gözlemlerimi izninizle bir sıralayayım. Şunları ele alırsanız;

1.Tüm hayat ağacı protein odaklı bir çıktıdır. Evrimsel süreçler için kanıt aynı zamanda proteine muhtaç bir görüngü içinde kanıt sunmaktadır. Buda herhangi bir daha az proteine bağlı evrimi nihai sonuca ulaştırmak için gerçekleştirilen herhangi bir girişimi, bu kanıt sunan proteine bağlı evrime göre sorgulamaya yöneltir.

2.Proteinler inanılmayacak kadar çeşitli ve muazzam işlevleri gerçekleştirme kapasitesine sahip, inşa materyalleridir. Proteinler kadar çok yönlü başka bir inşa maddesi bilmiyoruz.

3.Bu denli muazzam çok yönlülük sergileyen proteinler ‘’tercüme” adıyla bilinen tek bir üretim süreci sonucu oluşturulurlar. Bu söylenileni 2 numaralı madde ile birleştirirseniz, proteinlerin şaşırtıcı bir zarafet gösterdiğine tanık olursunuz.

4.Proteine daha az bağlı bir evrim kavramı, proteine bağlı bir evrim kadar başarılı olduğu yönünde kendisini destekleyen nerdeyse yok denecek kadar az kanıt sunmaktadır.

5.Tasarımcılar tasarım maddeleri tarafından kısıtlandıklarından ötürü, evrimde ( tasarım taklitçisi olarak) buna benzer olarak kendi tasarım maddelerince kısıtlanır. Bu düşüncede, evrimin protein faaliyetlerine olan bağımlılığı üzerine daha yakından bir incelemenin önemini güçlendirmektedir.

Maddelerin numaraları tıklanarak ilgili makalelere gidilebilinir.

DNA VE TASARIM

•Mayıs 8, 2008 • 10 Yorumlar

Mustafa Ajlan Abudak

DNA muhteşem bir tasarımdır. Şimdi neden bu şekilde algıladığıma gelelim. Bunun için ilk olarak ”tasarım” kavramının bize neyi ifade ettiğinden başlamalıyız. Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre tasarım;

1 . Zihinde canlandırılan biçim.

2 . Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, desen, tasar çizim, dizayn.

3 . Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve, tasar çizim, dizayn.

4 . felsefe Daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte sonradan ortaya çıkan kopyası.

Demek ki bir şeye tasarım dememiz için onun önceden var olan bir ”planı” yada o planın gerçekleşmesini sağlayan bir işlevi olması gerekli.Yani kısaca bir ”amacı” olmalı. Bu amaçsal yaklaşım kendini ”teleolojik” düşüncede gösterir. Doğal olarak bu düşüncenin tersi diyebileceğimiz materyalizmde tasarıma kendince bir açıklama getirebilir.Birlikte olası açıklamalardan hangisinin insan aklına daha iyi hitap etmektedir, inceleyelim.

DNA hem hatalara karşı kırılgan, dayanıksız hem mümkün olan en küçük hacimde mümkün olan en büyük bilgi saklama kapasitesine sahip, birde ek olarak bilgiyi derleyen ve organize eden bir yapıdır. Wikideki tanımıyla kısaca ;

Deoksiribonükleik asit ya da kısaca DNA, tüm hücreli canlıların ve bazı virüslerin biyolojik gelişimleri için gerekli genetik bilgiyi taşıyan nükleik asittir. DNA, canlının özelliklerinin soydan soya geçmesini sağladığı için bazen kalıtım molekülü olarak da adlandırılır.Bakterilerde ve diğer basit hücreli canlılarda DNA hücrenin içinde dağınık biçimde bulunur. Hayvanları ve bitkileri oluşturan daha karmaşık hücrelerde ise DNA’nın çoğu hücre çekirdeğindeki kromozomlarda bulunur. Enerji üreten kloroplast ve mitokondri organellerinde ve pek çok virüste de bir miktar DNA bulunur.Bazen “kalıtım molekülü” olarak adlandırılsa da, DNA aslında tek bir molekül değil, bir çift moleküldür. Bu çift molekül, bir sarmaşığın dalları gibi birbiri çevresinde dönerek bir sarmal oluştururlar.

Okumaya devam edin ‘DNA VE TASARIM’

EVRİMİ BÖYLESİNE AKILLI KILAN NEDİR?

•Mayıs 3, 2008 • Yorum yapılmamış

27/04/2008-
Beyaz vurgulanmış kelimeleri tıklayarak ilgili metinlere gidilebilinir.

Mike GENE

Haydi hep beraber en iyi bilinen evrimsel değişim mekanizmaları olan genetik sürüklenme, yansız mutasyon, gen duplikasyonu transpozonlar ve plasmidlerce gerçekleştirilen yatay gen transferi ve diğerlerinin hiçbir amacı olmadığı ve tümüyle rastgele olduğu gözlemine bir bakalım; daha önce de açıkladığım gibi bu söylem evrimin herhangi bir amacı olmadığın ilan etmek için yetersiz bir nedendir.

Nitekim, bazılarının belki de evrimsel mekanizmaların rastlantısal olması gerçeği yüzünden (uygun olana göre) kafası karışmış olabilir fakat benim kafam karışık değil!

Eğer bizler organizmaları tasarlamak ve uzak zamanda tasarım amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlamak istiyorsak, hayatın kendisini içerisinde bulduğu çevrenin sürekli bir değişim ve düzensizlikler yaşadığını hatırlamak zorundayız. Gerçekten de eğer uzak zamanı hesaba katarsak, olası asteroit çarpışmaları gibi potansiyel yıkıcı değişiklikleri de hesaba katmalıyız. Bunun anlamı, gerçekleştireceğimiz tasarımlarımızın, geniş bir yelpazede var olan yaşamsal meydan okumalara karşı yeterince değişken ve uyumlu olarak yaşam formunun içeriğine yerleştirilmelidir. Ve böylesine bir uyumu sağlayan evrimsel mekanizmaların rastlantısal doğasının gereği, evrim önden yüklemeli durum tarafından yapılandırılan bu tip rastlantısal süreçlerce açıklanan bir süreç olacaktır. Gerçekten de daha önceden de önerdiğim gibi evrim bir öğrenme süreci olarak görülebilir.

Eğer bu evrimsel değişen mekanizmaları rastlantısal değil de bunun yerine yönlendirilmişse, demek ki oluşabilecek tüm potansiyel çözümler ve meydan okumalar, esas hücrenin içerisine kodlanarak daha sonra nihai bir kararlılıkla milyonlarca yıl kendisine ihtiyaç duyuluncaya kadar üretilmiştir. Tasarım Matrisi’nde açıkladığım gibi:

Okumaya devam edin ‘EVRİMİ BÖYLESİNE AKILLI KILAN NEDİR?’

PROTEİN- ŞAŞIRTICI BİR TASARIM MADDESİ

•Nisan 26, 2008 • 11 Yorumlar

21Nisan 2008

MIKE GENE

Tüm canlılar proteinlere bağlıdırlar. Bu sebeple, bazen kaç insanın, proteinlerin ne kadar olağanüstü yapılar olduklarını durup düşündüklerini merak ederim. Kendi vücudunuz ele alalım. Eğer yeterince derine inebilirseniz, temel bir organ sisteminin, bir proteinin ya da bir dizi protein çevresinde yer alarak meydana geldiğini görebilirsiniz.

Ya kaslarınız ? Actin ve myosin adlı gerilip-açılan proteinleri bir düşünün! Beyniniz ya da sinirleriniz? Elektrik sinyallerini üreten ve taşınmasını sağlayan zar reseptörlerini ve kanalları düşünün! Ya kanınız? Kanınıza oksijeni taşıyan hemoglobini düşünün! Peki ya sindirim sisteminiz? Aldığınız tüm besin molekülerini (tabi ki içerlerindeki proteinleri) parçalayan enzimleri düşünün! Ya kemikleriniz ve eklemleriniz? Yapıları birbirine bağlayan collageni düşünün! Saçlarınız ve deriniz? Dayanıklı ve güçlü keratin adında bir proteini düşünün! Salgı bezlerini ? Onları ortaya çıkaran hormonları ve reseptörleri düşünün! Ya bağışıklık sisteminiz? Vücudunuzun koruyucuları antibodileri düşünün…!

Proteinleri tasarım maddesi olarak görürken aslında birden onların olağanüstü çok yönlü, tüm amaçlar için işlev oluşturma özelliğini sergileyen bir özdek olarak karşınıza çıkması karşısında dumura uğrarsınız.

Proteinler ışık üretebilir, ışığı ortaya çıkarabilir, ya da ışığı iyon ve kimyasal enerji üretmek için kullanabilir. Proteinler bir sinyal gibi davranabilir ya da sinyalleri yakalayabilir. Proteinler hareketi meydana getirir ve motorlar gibi işlev sergilerler. Onları bir şeyleri birbirine bağlamak ya da birbirinden ayırmak için kullanabilirsiniz. Proteinler binlerce kimyasal reaksiyonda katalizör görevini üstlenirler, minicik ve iri moleküllerin taşınmasını üstlenirler, büyük mesafelerde sinyalleri taşırlar ve oluşan hataları düzeltirler. Proteinler basit fiber yapılardan son derece karmaşık ve gelişmiş moleküler makinelere değin oldukça farklı şeklinde var olabilirler. Tek başlarına bir görevi yerine getirebilir ya da bir işlev bütünün parçası olabilirler. Proteinleri lipitlerle birleştirin; elinizde canlı yapıları bölümlere ayırmak için kontrol edilebilir mükemmel bariyerleriniz olsun. DNA ile birleştirin ve elinizde düzenlenebilir ve paketlenebilir bir kromozon olsun. RNA ile birleştirin bu sefer elinizde proteinleri üreten ve genleri mükemmel olarak bölen makineleriniz olsun. Proteinleri bir şeylerin evriminde de kullanabilirsiniz; evrimde oldukça etkili süreçler olan gen duplikasyonu, tekrar birleştirme ve yatay gen transferi gibi işlemler tahmin edebileceğiniz gibi proteinlere bağlıdırlar. Hatta proteinleri sert bir kaplumbağa kabuğu yapmak, yumuşak bir tavşan kürkü elde etmek ve ördeğin uçuş tüylerini oluşturmak için bile kullanabilirsiniz.

Okumaya devam edin ‘PROTEİN- ŞAŞIRTICI BİR TASARIM MADDESİ’

BİLGİLENDİRME

•Nisan 15, 2008 • 1 Yorum

Daha önce giriş bölümünü verdiğim ve site ziyaretçilerin ilgi gösterdiği ” Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Soruların ” tam metnini eklemiş bulunuyorum.Erişmek için aşağıdaki başlığı tıklayın ;

Akıllı Tasarım Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Temel bazı konularda bilgi vermek ve AT hakkında ”genel bir çerçeve” çizmek için faydalı olacağını düşünüyoruz.Bu blogta AT’nin içersinde yönlendirilmiş evrim mekanzimalarını savunan görüşün seslendirildiğini dikkate alarak okunmasını rica ediyoruz. Bu metin yukarıda da belirtildiği gibi genel bir bilgilendirmedir.

Sitemizin asıl amacı için;

http://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/

DOĞANIN TASARIMI YA DA MÜHENDİSLİĞİN GELECEĞİ

•Nisan 5, 2008 • 2 Yorumlar

Mustafa Ajlan Abudak

Gerçekten de doğadaki tasarımlardan öğreneceğimiz çok şey var. Teknolojimiz ilerledikçe hayat içersindeki tasarımlardan ” daha çok ve etkin ” şekilde faydalanıyoruz. Zaten bunların tasarım olduğunuda ancak bu şekilde kavrayabiliyoruz. Kısaca teknolojimiz geliştikçe doğanın ilkel kabul ettiğimiz canlıları bile bize teknolojimizin ilersinde olan bilgelikleri ile gülümsüyorlar. İnsan kibrini alaşağı eden bu canlı yapıların, bundan daha 20 sene önce amaçsız, bilinçsiz kısaca tamamıyla öngörüsü olmayan kör süreçlerce , sadece deneme-yanılma ve kayrılmış avantaj kısır döngüsü ile ” kendiliğinden ” orta çıkabileceğini düşünüyorduk. (Darwin Dini için hala geçerli olan bir düstur.) oysa adaptasyonların optimisazyon kaynağının genelde eskilerde sanıldığı gibi mutasyon havuzu değil, orta dereceli proteinlerin başka işlevler üstlenerek kombine bir görev ortaya koyması ile oluştuğunu biliyoruz. (adaption from a different function- kuzey kutup (arctic) balıkları ve crystallin örneği)

Peki biz benzetimler yoluyla doğadaki tasarımları taklit ederek ”makineler” oluşturuyorsak, hatta bu doğadaki tasarımları anlamak ve açıklamak için kendi yaptığımız makineleri referans alıp, analojiler kurmak zorunda kalıyorsak , acaba canlıların bir tasarım sonucu oluştuğunu düşünmek bir halüsünasyon mudur ? Yoksa aklın kategorik olarak en basit şekilde yani Ockhamlı’nın usturasını kullanarak elde edeceği bir sonuç çıkarımı mıdır ? Kısaca , herhangi bir şeyi açıklamak üzere öne sürülen birden fazla açıklama söz konusu olduğunda, açıklanmak durumunda olanı, en az sayıda açıklayıcı ilke ve kabulle açıklayan ve olabildiğince çok şeyi açıklamayı başaranın seçilmesi gerekir; en basit açıklama, gerçekliği olduğu şekliyle tarif eden en muhtemel açıklama olma durumundadır.

Biyolojinin en temel alanlarından moleküler biyolojide durum nedir? En küçük hayat formları onların proteinleri, DNA ,RNA ve hücre içi karmaşık aletlerini bilim dünyası bugüne değin nasıl araştırıyordu ? Şuan önümde Mike Gene‘nin kitabın The Design Matrix‘te yaptığı bir araştırmanın grafiği durmakta. Grafik PubMed veritabanında 1965′lerden 2005 değin yapılan bir araştırmayı gösteriyor. Araştırmada sayın M.Gene veritabanı içersinde ”moleküler makineler” tanımın bu yıllar arasında yapılan tüm akademik çalışmalarda ne kadar kullanıldığını araştırmış. 1965 yılından 85 yılına değin bu konuda nerdeyse bir kullanım, gönderme yada bilimsel araştırma yok. 86-90 yılları arası hafif kıpırdanmalar olmuş 40 küsur makalede bu terim kullanılmış. 1991′den itibaren ise roket fırlatılmış. 91 yılında 100 üzerinde makale bu konuya değinmiş daha sonra 96-2000 arası 200 üzerinde makale konuyla daha da çok ilgilenmiş. 2001-2005 arası ise roket hızını alamamış 613 hit almış moleküler makineler bilimsel literatür içirsinde .Moleküler makineler lafzının bugüne değin kayıtlı bilimsel araştırmalar içersinde aldığı hitin %90′nı 1991-2005 yılları arası ulaşılmış. (1)

Okumaya devam edin ‘DOĞANIN TASARIMI YA DA MÜHENDİSLİĞİN GELECEĞİ’

KUTLU TESADÜFLER EVRENİNDE BİLİNÇ

•Mart 24, 2008 • 7 Yorumlar

Bu makale son zamanlarda okuduğum birkaç önemli belgeyi sizle paylaşmaktan ibarettir. İlk önce elbette nedir bu insani ilkeler diye makalemize kısa bir giriş yapmak gerekli görünüyor. Wikipedi’deki kısa tanımıyla insani ilkeler; Fizik ve kozmolojide kısaca hayatı destekleyen bir tek evrenin var olduğunu söyler eğer bu başka türde evrenler var olsaydı biz zaten var olup bunları şu anki gibi gözlüyor olamayacaktık. Diğer bir tanımla insanı evrenin kendi varlığı ile ilintili bir zorunluluk olarak kabul eder. Profesör Roger Penrose Kralın Yeni Usu adlı önemli eserinde (mutlaka okunmasını nacizane tavsiye ederim) çok ilginç bir bilimsel çıkarımda bulunur;

Bilinçlilik, bir bütün olarak evren için ne kadar önemlidir? içinde yaşayan bilinçli yaratıkları olmaksızın evren var olabilir miydi? Fizik yasaları, bilinçli yaşamın var olması için özellikle mi tasarımlanmıştır? Evrende, uzayda ya da zamanda, belirli yerimiz ile ilgili özel bir şey var mı? İnsansıl (antropik) ilke ola­rak bilinen görüşün yanıt aradığı sorulardan bazıları bunlardır. Çeşitli insansıl ilkelerden (bkz. Barrow ve Tipler 1986) en açıkça kabul edilebilir olanı, evrende bilinçli (veya ‘zeki’) yaşa­mın uzaysal-zamansal (spatio-temporal) yerini savunur. Bu za­yıf İnsansıl (antropik) ilkedir. Bugün yeryüzünde (bilinçli) yaşa­mın var olması için koşulların nasıl böylesine uygun olduğunu açıklamak için kullanılır. Çünkü, koşullar böylesine elverişli ol­masaydı, başka bir zamanda başka bir yerde yaşardık. Bran-don Carter ve Robert Dicke, fizikçileri uzun yıllar düşündüren bir konuyu çözümlemek için bu ilkeyi başarıyla uyguladılar. Konu, (çekim sabiti, protonun kütlesi, evrenin yaşı, vb.) fiziksel sabitler arasında bulunduğu gözlenen çeşitli ve ilginç sayısal ilişkilerle ilgiliydi, ilişkilerden bazılarının salt şimdiki çağ için geçerli olması şaşırtıcıydı; öyle ki, rastlantıyla, çok özel bir çağ­da yaşıyor görünüyorduk (aşağı yukarı birkaç milyon yıllık bir çağda!). Daha sonra, Carter ve Dicke, bunu şöyle açıkladılar: Çağımız, Güneş gibi, asal dizi yıldızları denilen yıldızların ya­şam süreleriyle çakışmaktaydı. Bir başka çağda, evrende, söz konusu fiziksel sabitleri ölçmek için etrafta bilinçli yaşam bulu­namazdı. Bu nedenle, rastlantının gerçekleştiği zamanda bilinç­li yaşam var olduğu için, rastlantının bu çağda gerçekleşmesi zorunluydu!

Okumaya devam edin ‘KUTLU TESADÜFLER EVRENİNDE BİLİNÇ’